
neden blog tutulur? neden bir bloga sahip olur da yazar çizer insanlar?
son günlerde blog aleminde enteresan, yersiz, gereksiz, anlamsız bir sataşma almış başını gidiyor... birileri kendini sözüm ona "bilirkişi" ilan etmiş; "vay efendim blog şöyle tutulmalı, blogda şunlar yazılmalı, şu kurallara dikkat edilmeli, şu konuların dışına çıkılmamalı" gibi abuk subuk tanımlamalar yaparak, akılları sıra yukarıda bahsi geçen sorunun cevabını veriyorlar...
ne kadar ahmakça bir tutum bu böyle... blog dediğin şey özünde, özgürce yazmak demektir... aklından geçenleri, anlatmak isteyip de anlatamadıklarını, kitlelere ulaşmayı, tanımadığın insanlarla kelimeleri paylaşmayı barındırır içerisinde... bu noktada çıkıp bunu bir dizi kurallar silsilesi dahilinde yapmaya zorlamak kıskançlığın, çekememezliğin en amiyane gösterisidir...
yukarıda anlattığım sebeplerin haricinde, herkesin kendine ait bir yazma sebebi vardır ve yeterlidir blog tutmak için... bunu yaparken nasıl bir uslüp kullanacağını, hangi formatta bunu dile getireceğini, hangi konulardan bahsedeceğini sadece ve sadece kendisi belirler... adına özgün olmak dediğimiz şey de budur işte...
kıt beyinli bazı yaşam formlarının, içeriğini sevmediği bloglar hakkında karalama çabası içerisine girmesini anlamlandıramıyorum bir türlü... sanki o tür bloglar, yazdığı ya da yayımladığı postları taksim meydanında billboardlardan halka zorla okutuyorlarmış gibi bir karşı duruş sergiliyorlar...
kardeşim burası bir yazım portalı... hoşuna gitmiyorsa, sevmiyorsan, seni rahatsız ediyorsa girip okumayacaksın... ayıplamak, ahlak polisliği yapmak ne senin ne de bir başkasının üzerine vazife değil... sen mutlu olasın diye kimse kendi şeklini şemalini değiştiremez kusura bakma... herkes özgür hür iradesiyle, kendi değerlerini göz önüne alır ve yazar istediği gibi, buna gem vurmak istemenin sebebi ne? blog tutan arkadaşların türk edebiyat tarihine dahil olmak gibi bir amaçları da yok üstelik (en azından büyük bir kısmının), merak etme...
erkek blogger çok okunur "hatun avcısı" olur... kız blogger çok okunur "orospu"... kafasına göre yazar çizer, küfreder yeri geldiğinde "piç" ve ya "kaşar" oluverir senin gözünde... yaşadıklarını en basit dilde anlatır, mahremlerinden bahseder "abaza" damgasını vurursun hiç zaman kaybetmeden...
olaya hangi pencereden bakıyorsan, o pencereden görebildiğin kadardır senin dünyan küçük kardeşim... çık o barakadan dışarıya ve dön kendi etrafında... bir bak neler olup bitiyor, nereye gidiyor alem-i cihan ve sen neresindesin bu gidişatın... kapatmışsın kendini hücre evlerine, yaşa(ya)madıklarının hıncını alıyorsun sanki diğer tüm geri kalanlardan... şu şöyle olmalı, bu böyle olmalı, karalayıp duruyorsun aciz aciz... bırak bu işleri zavallı arkadaşım, insanları karalayarak kendini aklayamazsın bunu unutma sakın...
bu tür basit atraksiyonlarla kendi reklamını yaptığını düşünüyorsun belki ama çok okunan bir bloga sahip olmak için başka şeyler yapmalısın... hem çok okunmak da çok önemli değil, çok anlanmak önemli... bu ayrımlar için çalıştır biraz beynini ey büyükbaş beşer...
herkesin blogu kendine... benimde içeriğini, tarzını, anlattıklarını sevmediğim bir dünya blogger var... hatta sırf blog tutmak, trübünlere oynamak, modaya uymak için blog tuttuğunu düşündüğüm bloggerlar da... bu sebepten dolayıdır ki girip okumam kendilerini, tercih meselesidir... ama bu demek değil ki, bu arkadaşlar yazmasın, kapatsın bloglarını... herkes yazmak konusunda özgürdür sonuçta, ne istiyorsa onu yazar... bana ise en fazla saygı duymak düşer, ötesi terbiyesizliktir...
herkes kendi işine baksın... yazmakla, blog tutmakla ilgili kural ve kaidelerini kendi blogunda uygulasın başkasına dikte etmeden... yoksa o kalemler, klavyeler ters döner, harf harf, kelime kelime girer bir yerlerine... söylemedi demeyin...
blog yazmak güzeldir...
19 tuz biber
bir burası kalmıştı herkesin birbirine bulaşmadığı ama atalarımızın dediği gibi netice de ;nerde çokluk orada b.
bulunduğu her ortamı çirkinleşirmeyi becerenleri de esefle kınıyorum.
iyi de böyle isimsiz isimsiz vurmakta abes olmus.
hep cok kiziyorum isimsiz neden vuruyosunuz ki. madem yeterince cesaret var isim de verin tam olsun.
blog konusunda gercekten sitkim siyrildi artik. birileri bunu cok yanlis anliyor. belki senin savundugun ya da vurdugun kisiler de yanlis anliyor. blog yazmanin chatlesmek gibi birsey oldugunu anliyor bazilari özellikle de. Kimisi de nasil sevistigini yazip gizemli insan rolüne bürünüyor.
Benim meselem ise yazilan konular degil isterse ciplak resmini ceker koyar sonuna kadar saygim vardir. ama bazi durumlar cok samimiyetsiz cok basit.
mesela her bi haltini yazip sonra bucak bucak kacmak gibi. ismini bile söylemekten korkmak gibi. ya da hatta özellikle beni blog olayindan sogutan yorum almak icin yorum yazanlar ve kafasi kesik foto koyanlar. nasil bir bayagiliktir ki bu? nasil bir samimiyetsizliktir? Ben anlamiyorum. Bazilari da, ki sanirim bu senin bu yaziyi özellikle yazdigin kisi oluyor kendini dinin savunucusu saniyor. Birileri birilerini birini taklit etmekle suclayip yaftaliyor.
Ben sogudum bu isten. Hayir blog yazmaktan degil blogdaslik olayindan.
sinderellaaa - özellikle bir kişiye yazmadım bu yazıyı... bu zihniyete sahip tüm kişi ya da kişilere verdim...
y. - herkes kendi işine baksa bu tür karmaşaların yaşanacağını düşünmüyorum... o kişileri ben de kınıyorum arkadaşım...
zehra - sinderellaaa ya verdiğim cevapda da görüldüğü üzere salt bir kişiye karşı yazılmış bir yazı değil bu... genel olarak ele aldım...
ayrıca yorum almak için yorum yazmak, çok izleniyor olmak için önüne gelen herkesi izleme listesine almak mevzusunda daha geçen gün bir arkadaşla konuştuk... bayağılıktan başka bir şey değil bu, bait bir ego tatmini, ötesi değil...
ama ismini söylemeden, kendisini gizleyip yazan blogger lar konusunda seninle aynı fikirde değilim... kişiler mahlas, nick, takma ad, adına her ne denilirse denilsin bir başka kullanıcı ismi kullanmak suretiyle kimliğini gizleme ihtiyacı duyabilirler... bu onların en doğal hakkıdır ki internet bir kenara tarihte bile bunun örneklerine rastlamak mümkün...
kişi gerçek olayları da yazıyor olabilir, tamamen hayal dünyasında oluşturduğu hikayeleri de... bunun da yargılanacak bir tarafı yok... yazmak yaşamak değildir zaten... yazmak bir tatmindir, ötesi yoktur... en ünlü yazarların bile yazma sebebi budur...
sevmediğimiz, hoşlanmadığımız, hazzetmediğimiz blogları izleyip izlememek bizim elimizde, ben bunu anlatmaya çalışıyorum... neden böyle yazıyorlar diyip, dertlenmek bana çok da mantıklı gelmiyor açıkçası...
Blog kişisel kayıt defteri gibi bir şey kadın ya da adam evindeki hatıra defterine ne yazıyorsa ona yazdığı gibi yazar ister uydurur, ister doğruyu anlatır. Başkasının bloguna karışması abesle iştigaldir. beğenmeyen okumaz, bakmaz. allah allah :)))
insanın belki de kendini en özgür hatta bazılarının tek özgür hissettiği bu sayfaları bile kendi küçücük beyinleri ile kalıplara sokmaya çalışanlar olması nasıl bir ahmaklıktır.. Yazyıyorum, yazıyorsun, yazıyoruz.. O sebeple yada bu sebaple ne farkeder.. Okunmak okunmamak konusunda hem fikirim.. Meşhur nicelik nitelik tartışmasına gerek yok.. Sağ üst köşede bir çarpı işareti olmalı.. Bir tık uzaklıkta.. Basarsın okumazsın.. Bu kadar basit..
katılıyorum fikirlerine. herkes istediğini yazar zaten çok eleştrilen bloglar da okunuyor ki eleştiriliyor...
hem dikkatle okuyup ardından kötü söz söyleyenler olabiliyor. sırf beni eleştirmek için bloguma giren var. moda diye blogger olanlar bir süre sonra güncellemeyi bırakıp,blogu kapatıyorlar zaten...
temanı son-eski haliyle hatırlıyordum da bu daha iyi olmuş bence;)
Olaya hangi pencereden bakıyorsan, o pencereden görebildiğin kadardır senin dünyan..
Ağzına sağlık..
lan sen benim bloğa en son ne zaman geşdin doğru söyle?
sen ne garryorsun kendini kardeşim bu okuzler yuzunden??? hayır klavyenin ters donmesi girmesi yetmez geregini guzelce yaparız tabide bu tarz seviyesi duşuk abaza kişilerle senin muatap olman benim canımı sıktı... bak ben evli barklı adamım konuyla alakam olmaz aslında ama seni cok iyi tanıdıgım için bu zihniyetteki zopçuk tiplere canını sıkman garip geldi tell them fuck off kanks hatta sunu da ekle mother chot
Ah güzel kardeşim ben şuraya yazdım yazalı bin kere pişmanlık duyup, duyduranlara söylemek istediklerimi benden daha kibar söyleyen Oğuzumun alnından öpüyorum. Ne zaman siyasi bir eleştiri veya öykü tarzı bir şey yazacak olsam emailim orospu karı gibi hakaret basıyor. Ondan sonra ne zaman abuk bir anlatım içinde kendimi bulup iki satır o şekilde karalasam ama olmadıki bizde sizi bir bok zannetmiştik deyyuslukları tepemin tasını attırıyor. Ben bunlara anlatamadım gitti. Nasreddin hocadan yazıyorum anlamıyorlar, Hamdi babadan yazıyorum anlamıyorlar, Anamın çeyizlik takımlarını ortaya döküyorum yine anlamıyorlar, e bende napim alıyorum sazı elime salla kalayın daniskasını misali serden geçiyorum yani. Abine kızma sakın. ağzım bozuktur bilirsin ama yürek rafsız be oğuzum. Ben şu gecelerimin daralmalarında şuralarda yalnızlığımı kelimelerimle dövüyorum. Yoksa bir bok olacağımızdan değil. Bunuda anlatamadık gitti. şimdi ben yaşadıklarımdan örnekler vererek duygusal yazdığım bir içe gömülüşte bir taraftanda ağlarken adam yorum yapıyor müthiş güzel yazmışsınız diyor ve ardından gülücük işareti koymuyormu, hem garibime gidiyor, hemde şapa oturmuş gibi oluyorum. İşin psikolojik tarafı ben bunların olabileceğini bilerek rahatsızsam bu konularda neden hala burada yazıyorum diye kendime sormam gerekiyor galiba. Oda neyle alakalı biliyormusun. Yaşlanıyorum galiba ama fazla yalnızlık duygusu barındırıyorum be oğuz herhalde içimde. Çok fazlada ıssızlık. Ters gelsede o aykırı sesin bile zaman gelip muhtaçlığı geceleri bir başına kalmaktan esirgiyor beni. Ne dersin. Düzden eğri bir yaşammı dersin benimki.
Sözün kısası iyi yazmışsın koç kardeşim benim. Kendine iyi bak. Yeni yazılarda tekrar görüşmek üzere.
Ahmet
Oğuz gece yarısı uçmuşum yine kusura bakma. Ağzımın ayarı kaçmış yine. Şöyle bir dönüp bakayım dedim yine her sabah olduğu gibi mesaj yazdığım sayfalara. Sana yazdığım yorum baya az düşünüp çok konuşmakla alakalı bir şey olmuş çıkmış. İstersen silebilirsin kardeşim bunu. Çünkü baya argo isyanlaşması barındırıyor içinde. Aslında işin özü yazının cuk diye tabirin içine oturmasıyla ilgili. Mükemmel yazmışsın e bende devamında iyi kafayla plase yapmışım. Hoşçakal kardeşim.
vladimir - aklın yolu bir kardeşim...
rahat yazar - eyvallah... başka söze hacet yok...
zıbbıdı - seninde eline...
perikızı - mütemadiyen girip okuyorum blogunu... neden sordun :)
ashure - bu öküzler yüzünden dertlenmiyorum kanks... akıllarını başlarına alsınlar diyorum, hepsi o :)
kara kalem - ahmet abi ne silmesi allah aşkına... mükemmel yazmışsın, altına imza attım... altına imza atmışsam da silmem söz konusu olamaz...
Bence sen istediğin kadar yaz kankss, bunları onlarda düşünebilicek kapasitede insanlar, ama işlerine gelmiyo..ve değişmiceklerde,seninde dediğin gibi herkes kendi işine bakmalı :)
abi kime nee yaa,canım ister yazarım, canım istemez yazmam, milletin de işi gücü yok haa.. her blogerın sayfası kişisel alanıdır. istediği gibi kullanır. ne boş muhabbet yaw. ağzına sağlık zencim kutubum :) ellerine sağlık. atarım imzamı altına..
olaya hangi pencereden bakıyorsan, o pencereden görebildiğin kadardır senin dünyan küçük kardeşim...
sözün özünü bununla söylemişsin zaten oğuzcum... beğenmeyen neden özellikle zaman ayırıp da okur ki anlamıyorum, siyaset yapılmıyor ki bu illaki de eleştiresin..! çek git kardeşim işine gelmiyorsa, bloglar yazarlarının evi bence ve onu okuyanlar da o evi ziyaret eden konukları... insan sevmediği birilerini zorla ziyaret eder mii???
çok okunmak değil çok anlanmak önemli gerçekten.istediği gibi yazmalı insan,başkalarının istediği gibi değil.benimde çemkiresim var :)
:)))
bilirkişiler seo'dur meo'dur anlatıp duruyorlar zaten. bunlar gereksiz ayrıntılar. "erkek blogger çok okunur "hatun avcısı" olur... kız blogger çok okunur "orospu"... kafasına göre yazar çizer, küfreder yeri geldiğinde "piç" ve ya "kaşar" oluverir senin gözünde..." yazmışsın ya işte doğru söze ne denir ki...
Yorum Gönder
hiç
- kutup zencisi
- ...hayat nasıl akarsa aksın kendi mecralarında... kalemimin ucundan damlayanlardır suyla olan tüm ilişkim...
etiketin yarısı
- 1 erkek 1 kadın
- 2 kişilik oyun
- 2012
- 41 derece
- 8 mart kadınlar günü
- aborijinler
- adilyus
- akdeniz
- al çocuktan haberi
- ali baba
- ali babanın çifliği
- altın çağ
- amerika
- amor
- anadolu ateşi
- anahtarlık
- androit
- anne
- askeri yönetim
- atatürk
- azrail
- açgözlülük
- aşk
- aşk tanrısı
- aşkı memnu
- babamın elleri
- babar günü
- balık
- barda
- batıl inançlar
- baş örtmek
- baş örtüsü
- beatrice
- belediye seçimleri
- bella
- benzin istasyonu
- bir çift yürek
- bişilim
- blog
- blog yazarları
- blog yazıları
- blogger
- blogsal
- bokumuz
- büyük hissediyorum
- cacharel
- camdan cama
- can dündar
- cebit fuarı
- cebrail
- cem yılmaz
- cesaret
- chp
- cinayet
- couchsurfing
- cumhuriyet bayramı
- dante
- davut ve goliath
- deniz baykal
- deniz feneri
- devekuşu mantalitesi
- dizi film
- diziler
- doğal afet
- doğumgünü
- dumansız hava sahası
- dünya emekçi kadınlar günü
- dünyanın en pahalı benzini
- ekonomi
- ekonomik kriz
- el hareketi
- el işte görsün
- emre yılmaz
- eriyorum ulan
- ermeni soykırımı
- eros
- esavir
- euro 2008
- euro dizel
- fatih terim
- fenerbahçe
- filistin
- fiyasko
- g naoktası
- g8 2008 japonya toplantısı
- g8 ülkeleri
- gazete
- gazete okumayanlar
- gazete okuru
- gece
- gece savaşları
- gecelik
- geri geri koşmak
- geri geri koşu şampiyonluğu
- gökhan
- gün-delik
- haber
- harakiri
- havaalanı taksileri
- havari
- hayal kırıklığı
- hayatın içinden
- hayattan öğrendiklerim
- Her Morning Elegance
- herkesin problemi
- herşeyden vazgeçmek
- hiçlik
- hp
- hp laptop
- hukuk sistemi
- idam cezası
- ilahi komedya
- ilk buluşma
- imparator
- insan
- insani yardım
- isim hikayeleri
- isimler
- isimlerin anlamları
- israfil
- israil
- istanbul
- istanbul şiiri
- istiklâl caddesi
- istiklâl marşı
- itaat
- japon yorumu
- kadınım
- kamu yönetimi
- kariyer
- katliam
- kavak yelleri
- kazım kanat
- kendimle konuşmalar
- kene
- keriz feneri
- kimler gazete okumaz
- kırım kongo kanamalı ateşi
- kırmızı
- kısa film
- kısa saçlı kadınlar
- konsept
- konuş türkiye
- kulis sanat evi
- kutu
- kutup zencisi
- kyoto japanese restaurant
- kül olan ormanlar
- laf ola beri gele
- laiklik
- liseli gençlik
- lpg
- madalya
- marduk
- marlo morgan
- maske
- masum insanlar
- masumiyet
- mavi
- mayalar
- mehmet topuz
- meltem
- mikail
- mini etek
- minnet duygusu
- misafir ağırlama
- miyop kalp
- mustafa belgeseli
- mürban
- müşteri hizmetleri
- namus cinayetleri
- neden hep
- nostalji
- numara taşıma
- oda tiyatrosu
- olimpiyat
- Oren Lavie
- otel odası hezeyanları
- oy ver sana muhallebi ısmarlayayım
- panzehir
- para
- paranoya
- parfüm
- pasaklı kadın
- peçete mevzusu
- pigmelerle dans
- pigmlerle dans
- protesto
- püsürümüz
- radikal islam
- sanırdım
- satış sonrası hizmet
- saç bakımı
- seyehat
- seçim analizi
- seçimler
- sign
- sihirli küre
- simsiyah
- sita üyeliği
- site aktiviteleri
- siyah
- siyah beyaz
- siyaha dair
- siyasal bilgiler
- sol görüş
- solculuk
- son yemek
- sudan
- sudan resimleri
- sudan trafiği
- sudanda hayat
- sudanda yaşayan türkler
- suç ve ceza
- tahta oyuncak
- taksi
- taksi dolandırıcılığı
- taksi şöförleri
- taksimetre
- tanju okan
- tarifeli vurgunlar
- tatil
- tatil doğanlar
- tek dünya düzeni
- teknoloji
- terör
- tiyatro
- trajedi
- transfer
- töre
- türban
- türkiye analizi
- uganda
- ugandada yaşayan türkler
- unutulmaz film replikleri
- uzaklar
- uzay uçak fakültesi mezunları uyuma taraftara sahip çık
- uzun saç kısa saç
- uğurlu kalem
- var mısın yok musun
- vurdumduymazlık
- yalnızlık
- yanlış anlaşılan şarkı sözleri
- yanlış söylenen şarkılar
- yaprak dökümü
- yardıma muhtaç insanlar
- yasaklar
- yeraltı dünyası
- yerli malı
- yolculuk
- yorganımda kene var
- youtube
- yumurtlayan tarife
- yüz
- zakoğlu tiyatrosu
- zamanın ruhu
- zeitgeist
- zenginliklerimiz
- çarşaf
- çevirmeli ev telefonu
- çocuk ölümleri
- çocuklar
- çocukluk sanrıları
- ödemeler dengesi
- ömer aslan
- özrüm kabahatimden büyük
- özür beliyorum
- özür diliyorum
- üretim
- şampiyon beşiktaş
- şehir planlaması
- şeriat
- şeytan
- şeytanın fısıldadıkları